Roman analizleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Roman analizleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2007 Perşembe

tanrı intihar etti

Aslında "Ruhların parmakları " nın devamı olan " tanrı intihar etti" romanıda çoğunlukla yaşanmış olaylardan alındığı için sadece hayal mahsulü değildir. kendisine " Mehdi" " Mesih" "İsa" veya benzeri şekilde takdim eden kişiler sürekli gündeme gelmektedir. Aslında derin bir araştırma yapıldığında kendisine " tanrı" " şeytan" olarakda takdim edenler olduğu da görülecektir.
Romanda soru şu" İnsan nasıl delirir" normal olan bir insanın zihin alanı nasıl dağılır. Dengesi nasıl bozulur. Ve devamı gelecek sorular. Niçin delirir ? Şuur nasıl ters dönerek kendini farklı olarak kabul eder ve bunu iddia eder?
Düne kadar son derece normal olan bir insan.Birikimli, entellektüel, hatta toplum üzerinde cidd etkisi olan iyi bir hatip.
ama bir gün bu adam kendisini "tanrı " olarak takdim etmeye başlar. Toplumdan uzaklaşır. İzbe köşelere çekilir. Bir çok şeyi önceden haber vermeye başlar. İnsanların özel hayatlarından bilgiler verir. Polise cinayetlerle ilgili bilgiler vermeye başlar.
Peki ne olduda bu insan böyle oldu. Ne değişti?
İşte roman bunları sorgulurken aynı zamanda cevabını arıyor. Bunu yaparkende parapsikolojiden siyasete, psikolojiden sosoyolojik yapılanmaya kadar derin bir sorgulama yapılıyor.
Cinlerin birey ve toplum üzerindeki etkileri. ve etkilenen kişilerdeki davranış bozuklukları. Büyü, sihir gibi olayların niçin ve nasılı üzerinde düşünceler tartışılıyor.
Büyüye çoğumuz inanmayız ama inanmadığımız bu şeyden korkarız
"tanrı intihar etti " yaşanmış ve halenda devam eden bir hayatın hikayesidir. Zeka ve aklın cinler tarafından ne şekilde yönlendirildiği yaşanarak, denenerek kaleme alınmıştır.
" Hırs " aşk olarak tanımlanabilirmi? Aslında Aşk ın değilde hırısımızın kurbanımıyız?Duygularımızın bize ait olduğundan eminmiyiz?Duyguların kaynağı neresi? Neden aklımızla " yanlış" olarak bildiğimiz bir fiili yinede yaparız. Duygularımızı neden engelleyemeyiz?
İşte hepimizin her an yaşadığı ve bu yüzdende yanlışlarla dolu hayatımızın bir çok örneklerini bu romanda bulmak mümkündür.

Ruhların parmakları

Ruhların parmakları, psikoloji ve psikoloji ötesinde gezinen bir romandır. İnsanın içine düşebileceği bir çok " hal" lerini analazi yapılrrken aynı zamanda ciddi anlamda karekter analizi de içermektedir. Aslında çoğumuzun yaşadığı ve her anda yaşayabileceğimiz duru görü halleri ve benzeri, psikolojik olaylar ve psikolojiye etki eden diğer güçler yani cinler konu edilmektedir. Anadolunun bşir çok yöresinde Al basma oalrka bilinen, ancak yaygın snlayışla karabasan olayı bir ci,nni vakadar. Psikolojik değildir. Halende daha seküler alanda pskolojik tedavi metodları ile uğraşanların inanmadığı, ve bunu kişinin kendi ürettiği bir korku olarak nitelendirilen bu olay cinlerin insana musallat olmasından başka bir şey değildir. İŞte Ruhların parmakalrı isimli çalışma yaşanmış ve halen daha yaşanmaya devam eden bir hayatın öyküsüdür. Oalylar arasında bağlantı kurmak amacı ile kurgulandığı için roman sınıfında sayılabilir.

17 Kasım 2007 Cumartesi

Şimdi Başbakan Erdoğan hakkında bizim iki yıl önce yazdığımız bir romandan kesit

" Ergenekondan çıkış O Adam Geldi " isimli kurgu romandan
Başbakan Erdoğan ın parlamento konuşması;
“Arkadaşlar,Yirminci asrın başlarında Osmanlı imparatorluğunun tarihten silinmesi bu asrın şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Şimdi ise sosyalizmin iflası ve Sovyetlerin dağılma sı da 21. asrın şekillenmesinde rol oynamaktadır Bu çözülümü endüstri çağının bitimi ve bilgi çağının başlaması ile de ilişkilendirmek mümkündür Bu bağlamda 20 yüzyıl yaşlı dünyamızın en çileli asrı olmuştur 1.ve 2. dünya savaşları, kentlerin ülkelerin tahribi ve insanların kitlece katliamlarına tanık oluyordu Atomun kahredici gücü üzerinde denenmiş, yok oluş sancısını her an yüreğinde hissetmiştir, ideolojik teoriler kan vahşet ve baskı ile zemin bulmuş, insanları dargın azgın ve düşman komşulara dönüştürmüştür, Evrenin geniş ufukları da mazgal deliklerine sıkıştırılmıştır.
Dünya, beyaz sarı siyah ırktan, Müslüman Hıristiyan Budist Ateist ve benzeri inançtan insanların müşterek mekanı dır. Bir varlık veya değeri yok sayarak gidilen çözümler insanlığa mutluluk getirmemiştir.20. asır bunun en acı örmeklerini yaşatmıştır isabet ve istikrar tek pencereli dayatmalarla değil insanlığın adil paylaşım ve müşterek değerler etrafında birleşmesi ile mümkündür. İşte bu koşullarda sınırsız toprakların ve milletlerin efendisi Gorbaçov bastığı toprakların ayakları altından hızla kaydığını görmüş Rusya ve, iktidarını kurtarmanın yollarını aramaya başlamıştır Bunun için iki kelime yetmiştir. Bu iki kelime etkilerini zincirleme reaksiyonlar halinde dünyanın her yerinde de göstermiştir
Bu iki kelime şudur beyler “ Yumuşama ve yeniden yapılanma. Ancak bunu yaparken bir taş ile iki kuş değil bir çok kuş vurmayı hedeflemiştir
Nedir vurmaya çalıştıkları bir çok kuş?”
Evvela Batıya tehdit unsuru olmadığını, NATO’nun pasifiz olmasını, batı halkını nötralize ederek kendi güvenliğini teminat altına almayı, nükleer silahlara tahdit getirerek konvansiyonel üstünlüğü ele geçirmeyi, doğu Avrupa sosyalist ülkeleri serbest bırakarak hem üzerindeki ekonomik safrayı atmayı, hem de Batıya ve aynı kültüre ve dine bağlı bu insanlar kanalı ile onların vicdanlarına el koyarak ekonomik yardım ve destek almayı hedeflemiştir…“ Evet Sayın millet vekilleri! Neydi bu Avrasya üzerinde hakimiyet fikri? Bu devlet gündeminde devlet politikası olarak hiç düşmemiştir Nitekim, batı ilk önlemini alırken ABD nin hem önünü kesecek hem de kendi pazarını geliştirecekti
AGİK 1990 yılında Paris’te toplandığında batı yeniden yapılanma sürecinde bu zirveye girerken esas niyetlerini örtücü söylemlerini de ortaya sürüyorlardı.
Nedir bu söylemleri
“ Demokrasi yolunda ilerleme İnsan haklarına saygı ve hayata geçirilmesi sağlanacak
Ulusal azınlıklar korunacak, bireyler bu kimliklerini ifade koruma ve genişletme hakkına sahip olacaklardır, Pazar ekonomisi geliştirilecektir.”
Başbakan Recep Tayip Erdoğan, derin bir nefes daha aldı. Arkasından bir yudum su içti.
“Bakın beyler;
Jeopolitik bilimin babası İngiliz coğrafyacı Sir Harold Mackinder 1904 yılında “ Avrasya’ya hükmeden dünyaya hükmeder “ şeklinde hazırladığı bir raporu İngiliz parlamentosuna vermiştir
İşte size İngiliz in 3 B ve 7 B siyasetinin omurgası. Yüzyılın başlarında Osmanlının yıkılışı ve Anadolu’nun işgaline temel sebep Avrasya nın anahtarı ve sahibi Türk milletinin çektiği çilelerin temel sebebi oldu.”“ ABD nin yıllardan beri bize dostluk adı altında pompaladığı kültür hareketinin de altında yatan gerçek Gorbaçev’ un sonradan aklına gelen “ Yumuşama, yeniden yapılandırma ve şeffaflık adı altında Psikolojik fetih’i gerçekleştirmekti. Ve ne yazık ki bunu başardılar da “
11 Eylül saldırıları ile ivme kazanan orta doğuyu işgal hareketi için zaten yeterli bahane önceden hazırlanmıştı. Irak la başlayan bu süreç içerisinde 1990 yılında bizimde altını imzaladığımız maddeler arasında azınlıklar Tabi batıya göre Kürt vatandaşlarımız. Batı bunlara siyasi bürolar açarak haklarını koruma altına aldı kendince. Sadece bu onların gerçek niyetlerini ortaya koymuyor mu? Kaldı ki 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirenler bu gün bile netleşmemişken , bilmem kaçıncı Bush en tabii heyecanla yüreğinden geçenleri tüm dünyanın gözüne bakarak söylemedi mi?” Bu bir haçlı seferidir” diyerek tüm İslam alemini potansiyel düşman ilan etmedi mi. Tabii bir süre sonra 11 eylülün gerçek mimarları ve ABD ve İsrail politikalarını yönlendiren tanrıları Bilmem kaçıncı Bush un kulağını çekecekledir ve İslam aleminden özür dileyeceklerdir
Tabii bu politikadan vazgeçtikleri anlamına gelmemelidir.
Afganistan'ı Usame iddiası ile bombalayarak taş üstünde taş bırakmayan Iran vuracak üs yerlerini açan bu Haçlı zihniyeti, arkasından Irak topraklarına girerek Yeniden yapılandırmanın da önündeki engelleri tek tek kaldırmaya devam ediyor! Acaba diyorum. burada önü kesilmek istenen Saddam mıydı yoksa boğazı kesilmek istenen Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti mi? İşte bu sorunun cevabını almak o kadar da zor değildir..27 Ağustos 1919 tarihli bir İngiliz istihbarat raporundaki “ Bizim Kürt meselesine verdiğimiz önem Mezopotamya da ki petrol kaynaklarımızı Türkiye den korumak içindir sözler bu tarihi süreci doğrulamaktadır.”
“ Türk düşmanlığının içte ve dışta hızla devam ettiği; Azınlık hakları iddiaları ile bölücü terör örgütüne destek verildiği, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin üniter yapısını bozmaya yönelik faaliyetleri ivme kazandığı günümüz de ABD nin Anadolu’yu işgale kalkışması için yeterli sebebin hazırlandığı kanaati oluşmaktadır. Tabii bu görünüşte Amerika olacak ama tıpkı Kürt parlamentosunun da olduğu gibi Anadolu işgali de İsrail in nihai politikasına uygun bir yapılanma olacak”
CHP sırlarından ses;
“ Sayın başbakan bu gün iyi uyudun mu ?”
Başbakan Erdoğan, konuşma hızını kesmeden CHP milletvekilini cevaplandırdı;
“ Hayır hiç uyumadım sayın milletvekili. Ama sanırım sen halen uyuyorsun”
“ Irak devlet başkanlığına Talabani nin getirilmesine sevinirken diğer tarafta Barzani gibi İsrail politikasına uşaklık edecek Kürt devleti kurdurduğunu görmüyor muyuz sanıyorlar? Yani birilerini ağzına bal çalarken İsrail in orta doğuda istediği gibi kullanacağı bir Kürt devleti ile Bal küpünün başına geçeceklerini görmüyor muyuz.? Lübnan a Türk askeri isteyenler aslında İsrail i Hizbullah’a karşı korumamız için istiyorlardı. Neden Irak'a Türk asker istemiyorlar da Lübnan’a istiyorlar?. Kerkük bizim değil mi? Oradaki Türkleri korumak gibi en tabi hakkımız göz ardı edilirken Hizbullah a karşı Türk askerini kalkan yapmak isteyenlerin amaçlarını anlamadığımızı zannettiler? Uyuyan biz değiliz sayın Milletvekili sizsiniz."
“ Taarruzlardan önce nasıl ki Yumuşatma yapılıyorsa, son 20 seneden beri gerek ekonomik iflası hazırlanarak, gerekse ve ne yazık ki bu zamana kadar politik manevralarla Türk siyaseti de yumuşatılmıştır.”“ Oysa: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, millet esasına oturtulmuş milli bir devlettir. İmparatorluktan milli devlete geçerken, Milli Ant Sınırlarımızın belirlenmesinde Türk soylu insanların yoğunluğu baz alınmıştır. Atatürk'ün buyurdukları gibi Cumhuriyet, ”Yüksek Türk Kültürü ve Türk kahramanlığının ürünüdür.”Yine Onun buyurduğu gibi:”Türk'ün onurlu varlığının ve geleceğinin en değerli hazinesi olan Türkiye Cumhuriyeti'nin korunup savunulması gerekir. Görüldüğü gibi; Türk soyu ve kültürü ile Cumhuriyet rejimini birbirinden soyutlamak mümkün değildir. Çünkü biri diğerinin varlık nedenidir Böylece, millet bütünlüğümüze ve milli kimliğimize saldırıların hedefi daha da netleşmektedir.O zaman Kerkük te Türk tür.Onların soyundan şüphemiz mi var? Milli ant sınırlarımız neden Kerkük ten başlamasın?
Ama hepinizin bildiği gibi 1937 yılında Mustafa kemal Atatürk bu kürsüden dünyaya seslenirken Türk milletinin ve devlerinin Arap politikasını ilen etmişti.
Jeton düşmüştü herhalde;
“ Sayın başbakan ülkeyi savaşa sokmayacaksın değil mi?”
Tayip hızla karşılık verdi;
“ Hayır, ama ayağımıza kadar gelen kısmeti de tepecek değiliz herhalde”
Ve konuşmasına devam etti;
“ Bakın beyler! Batının en uzağında bulunan ve orada mevzileşen ABD Uzak Batı Kuzey Amerika kıtasını Kanada ve Meksika dahil doğrudan yönetmekte ve Latin Amerika’yı arka bahçesi olarak kullanmaktadır. Avrupa’yı soğuk savaş döneminde ördüğü denklemlerin en sağlamı içinde konumlandırdığından dolayı hala tarassut altında tutmakta, fakat bunun uzun sürmeyeceğini düşünüyor olmalı ki kuşatma altına almaya çalışmaktadır. “Büyük Ortadoğu Projesi” ile İslam coğrafyasını zaptetmeyi düşünmekle beraber Avrupa ve Rusya’yı güneyden, Çin ve Hindistan’ı kuzey ve doğudan ayrıca denizden ve güneyden kuşatmaya çalışır pozisyonda dünya hakimiyeti hayaline devam etmektedir.
Batının yakını olan Avrupa’da diğer bir ifade ile Yakın Batı birlik çalışmalarının geldiği son aşama kıtanın büyük bölümünün birliğe dahil olması ve geri kalanın entegre olması şeklindedir. Söz konusu bölge yirminci asrın ortalarında Amerika’ya kaptırdığı veya ihale ettiği emperyal rüyaları tekrar görmeye başlamış ve ismini değiştirerek daha şirin bir görünümle dünyaya kendini sunmaya çıkmıştır. Sovyet bloğuna karşı Amerika ile işbirliği yapan Avrupa yine Amerika’ya karşı Rusya ile işbirliğine girmekte bir sakınca görmemekte, ne ki Amerika ile yoğun teması onu zora sokmaktadır.
Rusya yalnız başına yeterince büyük ve önemli bir ülkedir. Kaybettiği itibarını kazanmak istiyor. Bunun içinde siyasi, ve ekonomik alandaki büyük aktörlerin içinde yerini almak için yeniden organize olmaya başlamıştır. Bu anlamda soğuk savaş dönemindeki suni dengelerin yeniden kurulamayacağı, bunun yerine tarihteki tabii ittifakların canlanmaya başladığı ve Rusya’daki Ortodoks hattına tekrardan sahip çıktığı Yunan-Rum desteğinin açıklamasında görülmektedir.
Buna ek olarak soğuk savaş öncesi dönemdeki Osmanlı’nın yaşadığı 19. asra kadar İslam coğrafyasının temsilcisi olmasına rağmen şimdi bunun yokluğundan ortaya çıkan boşlukta İslam coğrafyasındaki Batıya ABD merkezli karşı direnişin yanında bulunmak gibi temel stratejik bir tercih yaptığı belli olmaktadır. Bunu da İslam konferans teşkilatına başvurusunu ve dünya medyasına İslam terörizmi olmadığı yönündeki beyanını hatırlayarak değerlendirebiliriz “
Kısa bir süre sustu. Genel kurul salonunda çıt çıkmıyordu şimdi. Başbakan genel kurulu kısa bir süre bakışları ile taradıktan sonra;
“ Çin ise dünyada hiçbir zaman elde edemediği itibarını arıyor. Çağın gerçeği olan ekonomik gücü kazanma uğruna, hiçbir ülkenin başaramadığı ciddiyetle uluslararası arenaya çıkıyor. Aslında bloklaşmaya ihtiyacı yokken lehine olan tüm birliklerde adının geçmesi ve inisiyatif sahibi olmaya çalışması dikkat çekiyor.
Hindistan, tarihinde olduğu gibi halen yaşadığı sosyal karmaşaya rağmen korunmuş alanlar oluşturarak ileri teknoloji transferiyle dünyada varolduğunu deklare ediyor. Çin ve Hindistan büyümek için dış ilişkilere ihtiyaç duymayacak kadar büyük nüfusla karşı konulmaz bir nitelik arz ediyor.
Güney Asya emperyalist etkiyi üzerinden atamamış bir yönetim zafiyeti sergilemeye devam ediyor. Kuzeyi hariç Afrika hala sömürge dönemlerini yaşıyor.
İslam dünyası Fas’tan kuzeyde Kazakistan’a, güneyde ise Endonezya’ya kadar totaliter rejimlerin baskısı altında kıvranıyor Dünyayı tanıma-tanımlama fırsatı bulamıyor. Arap nüfusunun yoğunlaştığı bölgede ise İsrail’e kilitlenen bir yapı görülmekte. İsrail’in kuruluşu ile şahsiyetini kaybeden ve bunu kazanmak için üç defa savaşan Arap dünyası, psiko-sosyal örgüsünü İsrail üzerine kurmuş durumdadır.İslam nüfusunun yoğun olduğu Balkanlardan Türkistan’a kadar olan büyük coğrafya daha hürriyeti kavrayamamış görünüyor.
Malay ve Hint ırkın yaşadığı Güney Asya, Malezya’nın bölgede parlamasının dışında stratejik bir coğrafyada bulunmayışından ismi bile zikredilmez.
Rusya ile işbirliğini artıran AB’nin ABD karşısında Sovyet bloğunun bir kısım fonksiyonlarını üstlenerek ağırlık merkezi oluşturmaya çalışması ve dünyanın AB ve ABD ekseninde yeniden yapılanacağı-paylaşılacağı yönündeki gelişmeler sonuç vermeyecektir.
Özellikle ABD ve nispeten AB Rusya’nın toparlanmasına, Çin ve Hindistan’ın gelişmesine engel olamayacaklardır. Bu nedenle ABD dış politikası bu ülkelerin kendi başına güç haline gelmesini engellemek için planlar hazırlamaktadır “Büyük Ortadoğu Projesi” Fas’tan Türkiye’ye kadar AB’yi, Türkistan’a kadar Rusya’yı güneyden; Çin ve Hindistan’ı kuzeyden, yine doğudan İran ve Basra körfezine kadar Hindistan’ı kuşatmaktadır. Sahip olduğu güçle dünyanın pek çok ülkesi ele geçirilebilir hale gelmişse de büyük Asya coğrafyası ABD tarafından denizden kuşatılabilir özelliğe sahip değildir.”
Kısa bir nefes alımından sonra;
“Kısaca 36.Paralel Irak’ın kuzeyinden ibaret değildir beyler”

NOT ; Başbakanın 17 Kasım 2007 tarihinde Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayın da yaptığı konuşmanın farklı bir versiyonu değil mi?

Emir Timur Bey dedi ki;

“ Bu iki ordu arasında güç farkı yok. Ama önemli olan bir fark vardır ki Yıldırım bunu görmez.
Sonra ovadaki ordulara bakarak dedi ki;
“ Benim ordumda karma yok. Tamamıda Saf Müslüman Türk. Osmanlı ordusunda ise devşirmeler var. Bu tarihi savaşın neticesi şimdiden belli oldu. Hadi hazırlanın. Saldıracağız.

15 Kasım 2007 Perşembe

Son Cihangir Enver paşa BİR BELGE,BİR KESİT

2 Temmuz 1922 Baysun Rus karargahı

İnce hilal gibi ay, en küçük bir bulut olmayan gök yüzünde yapayalnızdı. Milyonlarca yıldızın arasında yapayalnız. Kendini de öyle hissetti. Yapayalnız. Yıldızların ve hilalin yeryüzüne bu kadar çok yaklaştığı başka bir yerde görmediğini düşündü. Sonra daha aşağılarda düzlükte konuşlanmış bulunan Rus birliğine baktı. Bu arada Beyaz atı Derviş huzursuz olmaya başlamış gibi gemini çiğniyor, başını aşağı yukarı kaldırıyordu. Enver paşa atın beyaz yelelerini ve eğerin altına doğru gelen boyun kısmını kaşıdı sevgi dolu bir sesle mırıldandı;
“ Ne oldu Derviş? Koşmak mı istersin ?”
Akıllı hayvan sanki söylenenleri anlamış gibi başını tekrar indirip kaldırdı.
“ Tamam az kaldı. Şimdi çıkacağız.”
O arada Kerim bey, az ilerde Enver paşa gibi gök yüzüne bakan Sami beye baktı. İki bin kişilik tabur arkada bekliyordu. Tam bu arada daha gerilerden bir atlı geldi. Sami beye yaklaştı ve orada bir şeyler konuştular. Sami bey atlıyı geri gönderdikten sonra Enver paşanın yanına geldi;
“ Tamam paşam”
Enver paşa gülümseyerek baktı Sami beye. Karanlıkta bile beyaz dişleri görülüyordu ;
“ Her şey hazır mı Sami bey ?”
“ Hazır paşam”
“ Tamam o zaman.”
Sonra Kerim beye döndü;
“ Kerim bey askerlerin başına geç. İşaretimi alır almaz saldıracağız.”
Kerim bey Devletment bey gibi” Hakanım” diyordu;
“ Buyruk senindir hakanım.”
Sonra atının başını çevirerek arkada tepe aşağısında bulunan adamların yanına gitti. Sami bey, bir süre Rus birliğinin bulunduğu aşağıdaki düzlüğe baktı Aslında Ruslar görülmüyordu. Onların orada olduğunu akşamdan önce görmeseler bilemezlerdi de. Hilal biçimindeki ay yeteri kadar aydınlatmıyordu. Sadece büyük çadırların kayalara benzeyen hareketsiz siluetleri görülüyordu.
“ Sanırım, beş bin kişilik bir tümen bu Paşam” dedi Sami bey. Sonra ekledi;
“ Devletment bey, diğer taraftan saldıracak. Bizden işaret bekliyor. Şu anda iki subay arkadaşımız Suphi bey ve Kemal bey, karargaha sızmış durumdalar az önce haber aldık.
Enver paşa, Alman marka otomatik tabancasını çıkarttı, kontrol etti, sonra Sami bey bakarak gülümsedi.
“ İşaret ver Sami bey, gidiyoruz”
Sami bey, her zaman, her çatışmaya girecekleri zaman korkarak bakardı ona. Onu son kez görme korkusu yaşardı. Yine öyle yaptı. Enver paşaya bakamadı. Geriye giderek işaret verdi;
Çok geçmeden iki bin Atlı Türk süvarisi Rus karargahına saldırmak için harekete geçmişlerdi. Kısa bir süre Atlılar birer hayalet gibi sessizce ilerlediler. Düzlüğe indiklerinse Rus çadırları ile aralarında beş yüz metre mesafe kalmıştı. Burada dağılarak ilerlemeye başladılar. Atlar tırısa kalkmıştı. Çadırlara yaklaştıkça Türk atlıları gökteki hilal gibi olmuşlardı. Sanki çadırların tamamını da bu hilalin arasına alacak şekilde oluşturmuşlardı. Sabahın bu erken saatinde ellerindeki tüfekleri ile atlarının üzerinde dimdik oturan iki bin adam çadırların çevresinde kendilerini bekleyen makineli tüf eklere doğru gittikçe artan bir hızla ilerliyorlardı. Enver paşa beyaz atı ile en önde ve hilalin ortasında idi. Sami bey hemen yakınında ve sağ yanında At sürüyordu. Kerim bey sol tarafında idi. Diğer kumandanlarda küçük mangalar halinde düzenlenen birliklerinin başında idiler.

Son Cihangir Enver paşa

Gerçek ile İdeal.
Gazneli Mahmut geçti bu yollardan. Babür Şah baş koydu bu uğurda, Timur da At sürdü bu ince cılga da. Ama onların hiç birinin de karşılaşmadıkları jeopolitik kanunlar, çağın ideolojik akımları silahlı düşmanlardan daha tehlikeli ve güçlü olarak son cihangirin karşısına dikilmişlerdi.
4 Ağustos 1922 Türkistan, Balcevan kasabasının Çegen köyü.
Kurban bayramının birinci günü
Türk ordusunun yirmi beş kurmay subayı Son cihangir Enver paşanın arkasından Çegen tepesinde kurulmuş olan mitralyözlerin üzerine saldırdıklarında güneş tam tepedeydi.
O an zaman durdu. Takvimler durdu. Güneş durdu seyretti o anı. O an tarihte eşine ender rastlanacak bir cihangirin” Şehitlikten büyük rütbe mi var? “dediği makama doğru at kopartmasıydı. Altındaki süt beyaz rengi ile ilk bakışta seçilen Derviş, sanki bu şerefli koşunun son koşusu olduğunu biliyormuş gibiydi. Sanki son cihangiri en büyük makama taşıdığını anlamıştı. Köpükler fışkıran ağzını gökyüzüne çevirmişti. Süt beyaz rengine inat, kızaran gözlerini meydan okuyormuş gibi devirmiş düşmana bakıyor ve süratle ölüm kusan mitralyözlerin üzerine gidiyordu…
****
Bu romanda geçen yer isimleri, Tarih ve kahramanlar tamamen gerçek kişilerdir. Bu anlamda bu roman bir hayal mahsulü, sadece hamaset ve kurgu değildir.
Son yüzyılın bu en büyük şehidine ve kendisi ile birlikte orada şehit düşen 25 Türk Kurmay subayına Allah’tan rahmet ve mağfiret dilerim TAŞKENT HAPİSHANELERİNDE SORGULANAN VE SONUNDA KAFASINA KURŞUN SIKILARAK ŞEHİT EDİLEN YİĞİT TÜRKMEN BEYİ İBRAHİM BEG LAKAY IN ENVER PAŞA VE ONUN tÜRKİSTANDAKİ MÜCADELESİ İLE İLGİLİ VERDİĞİ İFADELER ESER İÇİN KAYNAK TEŞKİL ETMİŞTİR.


KAYNAK; KARAKUTU YAYINLARI TARAFINDAN TARİHİMİZE VE KÜLTÜR DÜNYAMIZA SUNULAN" GKP ARŞİVLERİNDE ENVER PAŞA" İSİMLİ ESER
Mehmet Alperen