25 Temmuz 2009 Cumartesi

kadın erkek sendromu

Kadın ve Erkek Sendromu
Ömür boyu bir kadını taşımayı göze almadan, onunla yatağa giren erkek, erkek değildir.
Ömür boyu, kendini terk etmeyen bir erkeği terk eden, daha erkeğinden boşanmadan başka erkek bulan, üzerinde nikâh olmadan başka bir erkeğe soyunan kadın ise hayâsızdır, edepsizdir, kişiliksizdir,
Paylaşılan haram yatağın iki haramzadesinden kadının adı var, Hoş olmadığı için yazmıyorum. Peki, erkeğin adı nedir? “
Genetik yapılanma ve ruhi beraberlik!
Laik sistem “ genetik” yapının ruhta mana bulması gerektiğini bilmeyecek kadar da hakikatten yoksul. Ulusalcılık ve Milliyetçiliği sistem iddiasında bulunanlarda öyle.
Evet, genetik yapı Ruhi yapılanma ile tanımlanmazsa burada “ baba ve kardeşten ” den söz edemeyiz. Böyle bir baba, kızına karşı herhangi bir kadına karşı takınılacak her türlü tavrı takınır.
Bu kardeşler içinde geçerlidir.
Allah Resulü ; “Sadece İnananlar kardeştir” buyuruyor.
Üzerinde detaylı düşünmek gerekemez mi?
Genetik gerçeklik Ruhi hakikat değildir. Ancak tamamlayıcıdır.
Genetik gerçeği, ruhun hakikati ile tamamlamadığınız sürece, Ne aile, ne millet ne kardeş, ne evlat Ve nede İnsan olmanın şuurunu elde edemezsiniz.
Bu gün Darvin nazariyesini esas alarak insan tanımlamaya çalışan bizdeki sözde aydınlar seksen yılda ülkeyi hangi noktaya getirdiler bakmak gerek. Yazık ki insanlık tarihinde ve günümüzde bunun sonucu, ensest vakaları da az değildir.
Biz Dedik ki; Can! “ can “ olduktan sonra, Solucanda da can var insanda da can var. Farkınızı koyun ortaya.
Bir insan, hem Müslüman olduğunu Söylüyor, hem de Allah’ın emirlerini dinlemiyorsa, Bu onlarla Allah’ın arasında. Laik sistemle bir alakası yok! Laik sistemin din hükümlerinin yerine getirilip getirilmemesi hususunda taraf olmaması gerekir.
Eğer kendini bu uygulama alanında hakem tayin ettiyse, o zaman açık olanlara karışmadığı kadar, kapalı olanlara da karışmaması gerekir.
Erkek kadın karşısında diz çökmez. Çökmemelidir. Erkek diz çökerse asaletini yitirir.
Kadın zariftir. Diz çökmek kadına yakışır. Erkeğin elini öpmek kadına yakışır. Onu zarafet sahibi kılar. Kadın erkeğe âşık olabilir. Ama erkeğin aşık olmaması gerekir. Erkek kadını sevmeli ve saygı duymalıdır.
Kadını kullanıp atmamalı buruşturup bırakmamalıdır. Asaletli bir erkek kadını kandırmaz, aldatmaz ve para vererek bir kadınla birlikte olmaz. Beş dakikalık zevki için bir kadının hayatını karartmaz. Erkeğin asaletini, kadının zarafetini yetirdiği bir topluluk da aile hayatı ve cemiyet hayatı perişan olur.
Kadın hakları safsatası il e gerçek amaçlarını uygulayan toplum mühendisleri bu gün kadını sokağa dökerek fuhşu artırarak ahlaksızlığı tetikleyici yayınlarla cinsel hastalığı yaygınlaştırarak bu günkü manzaranın da mimarlarıdır
Kısaca bu Hastalık tablosu Laik sistemin eserdir.

Türk milleti devletin ta kendisidir


Türk milleti, devletin ta kendisidir.
Eğer bu kavramı bu söylemi doğru anlamamız gerekirse, kamusal alanın bu millete ait olması gerekir. Laik ideolojiyi dayatarak Müslüman Türk milletinin dinine saldırmak akıl karı değildir. Bu ancak olsa olsa ihanetle ifade edilir.
Milli” ifadesi bünyesinde din başta olmak üzere dil birliğini de esas alır. Birini diğerinden ayıramaz yok sayamazsınız. Din mana birliğidir dil ise kavram birliğidir. Laik ideoloji bu her iki değeri de elli seneden beri yok etmek için çırpınmaktadır. Laikliğin arkasına saklanarak bir yandan dinimize sövülüyor bir taraftan dilimiz Arap saçına döndürülüyor. Dolayısı ile kavram kargaşası sistematik bir biçimde Milleti bölmeye değerler üzerinde hem fikir olmamaya ve dolayısı ile safları ayırmaya kadar götürüyor.
Gerçek bölücü CHP dir. Yıllardan beri devlet politikası haline gelen söylemleri ve tavırları ile bu millete gün yüzü göstermemiştir. Seksen öncesi de CHP Komünist ideolojiyi bünyesinde beslemiş ve büyüterek Türk milletinin başına bela etmişti.
Bu millete yıllarca “ halk” “ halkçılık” “ halklar” gibi bölücü söylemler CHP literatürüne aittir. Daha ağzından “ Türk Milleti “ ifadesi çıkmamıştır. Özellikle “ millilik “ kavramı CHP ye çok yabancıdır. Bunlar demokrasi derler ama bahsini ettikleri demokrasi herkes “ halk partili” olursa geçerlidir. Başka partili olmak başka fikirde olmak onlar için devletin yıkılmasıdır. Türk milletinin tamamıda başka partiye gitse Baykal yine bağırır” Devleti yıkıyorlar” Oysa demez ki köhnemiş zihniyet yeniden yapılandırılıyor ve Milletin uyku dan kalkıyor.

Hukuk Üretmek Kolay


ek

Ben girdabım ey can !


Hümeyra sevgiliye

Ben girdabım ey can!
Sen ise çağlayan
Sen gülen bir melek
Bense ağlayan
Seven bir garibim aşk'a doymayan
Ben seni severim sen sevmesen de.
Hep sende dönerim, sana dönerim
Hasreti aşkınla hiç gülmesem de.
Bir gölgen olurum sensiz olmayan
Ben sana gelirim sen gelmesen de…

19 Temmuz 2009 Pazar

Erdem beyazıta

Erdem abi
Erdemin her demdi
Her dem erdemli idin

Miraç

Allah Habibibini aldı katına
Ebediyetten önce ebedsin dedi
Kâinatı senin sevgin ile kuşattım
Sen her rahmetime sebepsin dedi

16 Temmuz 2009 Perşembe



AŞK, bütünlüğün ifadesidir. Bütünü ile yönelmektir. Hesapsız kitapsız tam bir teslimiyet gerektir. Kelimenin yapısı da tıpkı duygusal alanında olduğu gibi bir bütünlük ifade eder. AŞK .
Sanatçıyı sevmek veya sanatçı tarafından sevilmek aslında incelenmesi gereken bir konu. Tabi burada gerçek anlamda üreten sanatçıdan bahsediyoruz. Derinlerde gezen zihin âlemlerinin kıvrımlarında gezen sanatçıdan. Sahnelerde kalça sallayarak kendilerine sanatçı diyenlerden değil. Ya da bir atımlık barutları ile kıytırık iki şiir veya biri diğerinin versiyonu roman yazan sonrada midesinin şişirerek sanatçı geçinenlerden de değil.
Tek kelime ile sanatın, insanlığın çilesini çekenlerden bahsediyoruz.
-------
Önce sevmek;
Her hangi bir yere veya kişiye içinden ılık duygular olduğunu hissetmek, aşk demek değildir. Bu genellikle hoşlanmak haz duymak veya sevginin ilk işaretleri olabilir. Aşk’ın da ilk işaretleri olabilir. Ama Aşk değildir bu yanıltmasın.
Özellikle sanatçı kişiliği olanlar bu konuda çabuk yanılırlar. İçlerindeki o kıpırtıya fazla güvenirler ve çoğu zamanda hüsranla sonuçlanır ilişkileri. Onlar bu yoğunluk ile yönelirler sevdiklerine.
Yoğun, kıskanç ve ölesiye.
Ama karşıdaki buna karşılık veremez. Bu yoğunluk bu kıskançlık karşı taraftan algılanamayabilir. O zaman sevilen kaçar. Kaldıramaz bu yükü. Sanatçının sevgisi ilgisi yüktür. Sanatçıdaki bu yoğunluğunu normal kişi taşıyamaz.
Çünkü sanatçı severken aradaki maddeyi aşar. Mana iklimlerinde bu yoğun sevgisinin girdabına kapılır ve çoğu zaman reel hayat ile sevgisini paylaşamaz. Aşırı kıskançlık burada oluşur. Aslında bu sevdiği kişiden şüphelenmesinden değildir. O tamamen sevgisini ilahi hikmetlerle seküler hayatın arasında gel-git’ler yaşatarak yorumlamaya çalışır. Bunu normal düşünen, dünyevi düşünen karşıdaki sevgili asla anlamaz.
Ve bir süre sonra ayrılık sevgilini kaçması ile son bulur. Bu durum henüz olgunluğa erişmemiş sanatçılar da daha fazla görülür. Zaten ham bir sanatçı hikmet zincirlemesinin ilk halkalarında arıyordur sanatı. Ya da kendini. Fark etmez. Sanat sanatçının kendisini aramasıdır aslında.
Ve Sanatçı yine yalnız kalır. Kendine ait dünyasında. O dünyayı kimse ile paylaşamaz. Buna gayret eder. Tam sever. Yalan söyleyemez. İnkâr edemez. Hakikatin temsilcisidir gerçek sanatçı. Er geç kendi yaratılış hikmetine ulaşacaktır. O yoldadır. O yolda olan sanatçı ikiyüzlü ve dönekte olmaz. Ama sevgilisi kaçacaktır. İşte sanatçı kaçan sevgilisi için acı bir tecrübe daha yaşarken zihin aleminde insanlığa bırakacağı yeni şeyleri de bulacaktır. Daha da önemlisi sonsuzluğa ulaşmak,hakiki aşk a ermektir bu sevgi basamaklarından geçerek.
Diğer taraftan Sanatçıyı sevmek sanatçı tarafından sevilmek kadar zordur. Sanatçıyı anlamak onun hallerini kabul etmek zordur. Hatta çoğu zaman mümkün değildir. Bu sebeple kaçar sevilen. Anlayamaz, sabredemez. Önce onun ruh dünyasını beğenerek gelmiştir. Ama, birlikteliklerinde sanatçının ruh dünyasından yansımalara dayanamaz. Oysa dayansa, sabretse çok daha güzel olacaktır. Yerli yerine oturacaktı her şey. Ama hep öyle olur. Sanatçının cazibesine kapılırlar sinek gibi. Koşarlar gelirler. Her şeylerini de verirler. Ama sonra sanatçının zihin dünyasına giremezler. Onu anlamaya bile çalışmazlar. Hatta ona kendi hayatlarını dayatmaya çalışırlar. Oysa sanatçının yanında çoktan değerini yitirmiş boş şeylerdir dayatmaya kalktıkları şeyler. Veya hayat tarzı. Ama kendileri için yeni ve orijinaldir. Öyle sanırlar. O zaman sanatçı sevdiği kişiyi küçük görmeye başlar. Basit görmeye başlar. Oysa baştan öyle değildi. Sanatçı kendine koşup gelen kişide bir şeyler var sanmıştı. Sanatçıya değer veren biri sanmıştı onu. Kendisini anlayacak yoldaşı olacak biri sanmıştı. Ama gördü ki o kişi sanata sanatçıya değil kendi değerlerine saygılı geliyor ve onları dayatmaya çalışıyor. İşte ayrılık kaçınılmaz olur,
Sanatçı yine yalnız kalır. Giden ise hayatında bir daha göremeyeceği bir değerden kaçarak sıranda bir hayata düşer.